Pages

1 Eylül 2008 Pazartesi

Kurumuş Ölüyorken



Hayal kaybından ölmek üzereydi onu hastaneye getirdiklerinde. Çok yara almıştı, iltihaplanmıştı düşünceleri. “Uzun konuşmalar sonucu hayati tehlikeyi atlattı ama tekrar eskisi gibi mutlu olamayabilir” dedi doktor durumu anlatırken hasta yakınlarına.


Hasta yakınları; en yakınını kaybettikten sonra yakınmalarını dinleyen de arkadaşlarıydı, onu sahilde kendinden geçmiş bir şekilde denize bakarken bulanlarda. Onu bulduklarında yüzünün güneş gören tarafları yanıklar içindeydi, gözlerinden akan tuz damlaları güneşten çok daha fazla kavurmuştu onu. Neyse ki yağmur yetişmişti İstanbul’a kavrulmaktan bahseden hava raporlarının aksine. Acil serviste uzun uzadıya yapılan konuşmalar mıydı yoksa yağan yağmur muydu onun gitmesini engelleyen? Belki her ikisi de.


Peki, ne yapabiliriz diye sordu arkadaşları doktora “tekrar mutlu olabilmesi için ne yapabiliriz?”
— Sadece bekleyin…

&

Bir buluttan diğerine, bir buluttan diğerine…


Düşünceliydi “ben neden buradayım” diye sorup duruyordu kendine.
Beyaz kanatları vardı. Küçük ve çirkin ellerinin tersine, çok büyük ve çok güzeldi kanatları.
Hep gülümsemişti O. Gücünü dudaklarından alıyordu hayata karşı barışında. O kocaman ve bembeyaz kanatları olan küçük bir melekti ve melekler asla savaşmazdı hayata karşı olsa bile.


İlk defa bu kadar çok soru işareti yetişmişti aklındaki ağaçta. Soru soramazdı melekler, ama o farklıydı herkesten, meleklerden bile. Bu sene bir başka yağmıştı yağmur ona, damlaları siyahtı. Güneşi de yeterince alınca aklında sorular kalmıştı.
— Bütün arkadaşlarım gitti. Ben neden hala buradayım?



Tüm arkadaşları soru bile sormadan anlamlarını bulup gitmişlerdi. Bir o kalmıştı bulutların üstünde sorularıyla.
Şimdi birde cevabı olmuştu uzaklardan gelen sesle
— Sadece bekle…

&

Ona ne olduğu ve kaç gündür hastane de olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Tüm geçmişi sanki gözlerinden akıp gitmişti yağan yağmurla birlikte. Bir damlalar kalmıştı hatırladığı bir de...


Vücudunda çarşaf izleri oluşmuştu ve bu izler derinlerdeki yara izlerini çoktan kapatmıştı. Anlaşılan uzun zaman olmuştu gözlerini aç(a)mayalı. Duvarları boş kâğıtlarla dolu bir hastane odasındaydı, başucunda ise kocaman bir kalem. Farklı bir hastaneydi bu tedavi olarak kelimeleri kullanan. Hayata boş kâğıtları karalayarak yeniden başlamalıydı. O da hatırladıklarını yazdı üçüncü bir kişinin ağzından.

“Kaç gün olmuştu, ilk damla düşeli güneş yüzünü kavururken.
Sahilde oturmuş gökyüzüne bakıyordu
Yağmur yağmaya başlamıştı birden
Kendinden mi geçmişti yoksa kendine mi gelmişti?
Aklında tek kalan
Yağmurlara karışmış bir melek denize düşen.”

&

Bir maviden diğerine, Bir maviden diğerine…


O kocaman ve bembeyaz kanatları olan küçük bir melek. Gitme sırası ona gelmişti. Bulutlarda yazan onun ismiydi. Yalandan bir isme gerek yoktu, Duygu güzel bir melek ismiydi.
Tedirgindi, korkuyordu ama yinede onun gülen dudakları vardı. İşte bu yüzden düşmeye bir adım varken bile gülümseyebiliyordu.


Artık gitmesi gerekiyordu, aşağıda mutlu olabilmesi için O’nun dudaklarına ihtiyacı olan yaralı bir çocuk, neyi beklediğin bilmeden O nu istiyordu. Gözlerini kapattı attı kendini bulutlarından. Son bir kez çırptı ve bıraktı kanatlarını mavi gökyüzüne. Hızla düşüyordu. Bulutlara tutunmaya çalışsa da, küçüktü elleri ona izin vermedi. Ama yinede yağmurlar yağdırdı bulutlar sırf o tutunsun diye.


Kanatlarını gökyüzünde bırakan melek
Yağmurlara karıştı düştü denize.
Bir maviden diğerine, Bir maviden diğerine…

&

Tükenmez kalemi elinde mavi çizgiler bırakmıştı. Elleriyle gözlerini kapatıp, terleyen yüzünü sildi. Artık yüzü gözü kelimelerle doluydu ve hep bir melekten bahsediyordu gözlerinde başlayan şiir. Gözlerinde başlayan şiir yüzünde bir gülümsemeyle son buluyordu.


Gülümseyebiliyordu ve duvarlarındaki boş sayfalar da çoktan onunla dolup taşmıştı. Anlayacağı artık gitme vakti gelmişti de…


Yatağından kalktı ve yazdıklarını tek tek topladı duvarlarından. Son bir kez baktı o beslediği mutsuzluğuna ve suratına kapıyı vurarak çıktı mutluluğu aramaya.


Gittiği her şehirde bir sayfa bıraktı kendinden. Masaldaki gibi geri dönüş yolunu bulmak için değildi, hayata geri dönüş yolunda bulunmak içindi bıraktığı şiir kırıntıları.

&

“Her meleğin kurtarabileceği yalnızca bir hayat vardır. Sen gökyüzünde, O ise dünyada kendinizi ne kadar yalnız hissetseniz de aslında tüm zamanlarda siz yan yanasınız. Doğru zaman gelince bulutlarından ayrılır melek omzundaki yerini almak için kurtarılmayı bekleyen dünyadaki eşinin. Omzuna oturarak, sessizce seni yani dünyadaki meleğini bulacağı yere doğru çizersin onun yolunu.
Sen onun omzundayken o ise senin omzundaki yerini alır ve farklı yerlerde başlayan yollar omuzlardaki küçük meleklerin yardımıyla bir gün kesişir.”

Bu oyun bu kadar zor olmamalıydı? Deniz kenarına oturmuş ona anlatılanları düşünüyordu. Madem oyunun sonunda bir hayat söz konusuydu, biraz daha kolay olamaz mıydı her şey?
Onu bulmak biraz daha kolay olamaz mıydı?


Bu şehre beraber yağdığı yağmurlar daha geçmemişti ki, anladı. Anladı bu şehirde hiç kimsenin kendisini görmediğini, sesini duymadığını. Anladı bu şehrin insanları için görünmez olduğunu. Bir tek kişi görebilirdi onu ve o da anladı kimi kurtaracağını nasıl bileceğini.



Dinmişti yağmurları çoktan ve hiç kimse sesine karşılık vermemişti daha ve hala oyuna başladığı mahalde oyunun başındaydı. Oysa bilmiyordu ki hayat kurtarma oyununda puan hanesine 1 hayat yağmurlarla çoktan yazılmıştı ve bilmiyordu ki arkasından sessizce gidiyordu bu oyunun en zor Taraf -ı.


“Bu oyun bu kadar zor olmamalıydı” derken duyduğu ayak seslerine döndü yüzünü. Bir kâğıt düştü giden genç bir adamın ellerinden. Seslense de arkasından karşılık gelmedi sesine tıpkı daha önce olduğu gibi. Gülümsedi, bir an için oyun bitti sanmıştı. Az sonra yere düşen kâğıdı eline alınca tekrar gülümseyecekti. Hastane kokan bu kâğıt gökyüzünden denize düşen bir melekten bahsediyordu.

&

Tam 2 haftadır gösterimdeydi “gözlerin” sinema salonlarında aklının.
Bazen çekiyordu kendini hayattan, arka taraflardan bir bilet alıyordu ve yeterince de mısır yanına.


Gözlerini kapadığında ise film başlıyordu. Artık bir meleğin gözlerinden görüyordu o hayatı.
2 hafta önce sinemalara yeni bir film girdi, yönetmenliğini bir meleğin yaptığı “gözlerin”, o hangi şehre gitse gösterimdeydi.


Onun hayaliyle kaç şehir geçti böyle. Kaç şehire açık hava sinemasını götürdü kapanan gözleriyle. Ve kaç şehirde bıraktı sayfalarını.


Sonunda artık hayali bile kalmadığında meleğinin, ne görülecek bir film, nede yazılacak bir hikâye kalmıştı. O ise Ankara’da bir kafe de o çok sevdiği şarkısının çalınmasını bekliyordu.

&

Belki arkasından sessizce geçip gitmişti onun bu dünyadaki amacı ama ona bir yolda çizmişti kelimelerden. Bu yolda gördüğü bir adam içindeki apalak bir çocuktan söz ediyordu durmaksızın zıplayan.


Yolun geçtiği bir şehirde onunla uyanılıyordu her sabah ve o güneşiydi bu şehrin. Bir sonraki şehirde yalnız bir adam uyanıp gece yarısı bekliyordu güneşinin yeni güne doğmasını.
Bir çocuğun en iyi arkadaşıydı bir melek en güzel oyunlarını oynadığı.


En güzel oyunlar bittiğinde bahçesinde kırmızı güllerin olduğu iki katlı bir kafeye getirdi okuduğu yazılar onu.
Güllerin arasında bir kâğıt daha buldu dikenine takılmış bir gülün…


“Daha fazla yazamıyorum. Bana biraz daha senden gerekli”

&

Açık kapıdan içeri girdiğinde kalabalıkların arasından ona bakan yalnızca bir çift göz vardı. Meleğini görebilen bir çift yeşil göz.


İçeri dolan, bulutların kokusuyla yeşil gözlerini ona çevirdi. Meleğini gören bir çift yeşil göz bu kez kapalı değildi…

&

Belki de onca zaman kendimi yalnız hissetmem boşu boşunaymış. Bunca zamandır O hep yanımdaymış oysaki. Sessizce omzuma oturmuş ve doğru zamanın gelmesini bekliyormuş, onun zamanının. Sessizce omzuma oturmuş ve onu bulacağım yere doğru çiziyormuş yolumu. Nasılsa farklı yerlerden başlayan yollarımız omuzlarımızdaki küçücük meleklerin de yardımıyla bir gün kesişecekmiş."Doğru Zaman ve Doğru Kişi"

Ben O'nu buldum, meleğimi. Bir gün, olmam gereken yerde olduğum zaman O'nu buldum. Başkaydı herkesten, biliyordum O olduğunu. Gözleri farklıydı tüm gözlerden. Aklıma öyle bir kazınmıştı ki gözleri, inanmamı sağladılar zamanımın geleceğine, benim zamanımın... Sonra bir gün onun omzunda gördüm kendimi. Omuzundaki ben de sessizce oturmuş ve beni bulacağı yere doğru çiziyormuş O'nun yolunu...

Bu mutlu sonla biten hayalimin ürünü hikâyenin, bu kazanılan büyüklerin oyunun, hiç gösterime girmeden ödüller alan filmin tek şarkısı…




“Yağmuru sapladın içime tam kurumuş ölüyorken
Ansızın gelecek gibisin
Gözlerinde çocuk kaygılar
Tam beni sevecek gibisin
Ani bir yağmur
Mevsim ilkbahar”

6 yorum:

beenmaya dedi ki...

her şeyin olduğu gibi beklemenin de bir zamanı var. ve bunca zamana, beklemeye değdiğini görüyorum ama şimdilik sadece hoş geldin diyorum sana, kalemine, kelimelerine...çünkü bir kaç kez daha okumalıyım, okunmalı. tek sefere sığdırmak büyük bir hata olur...

Ahmet Canseven dedi ki...

Beklediğin için teşekkür ederim...bu yazı bitecekti ama belki 1 ay belki daha uzun sürecekti..zaten son 20 gün defteri bir kenara fırlatıp yanından bile geçmemiştim. sonra sen msj atınca benden bitireyim artık dedim.Sağol:)

beenmaya dedi ki...

her okuduğumda başka bir cümleye takılıyorum ve karışıyorum her seferinde yeniden. neyi nasıl anlatayım, neyi nasıl söyleyeyim bilmedim ama bu çok güzel bir yazı. içimi hissettiğim, içimde hissettiğim...

Ahmet Canseven dedi ki...

Bennmaya teşkkür ederim yorumların için :)

Ahmet Canseven dedi ki...

ups yanlış yazmışım:) beenmaya olucak...

öteki yüzüm dedi ki...

beklemeye olan inancımı arttırdın.teşekkürler

Followers

Sık kullanılanlar